ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE NEFES

12 Mayıs 2016

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre insanlığın %70’i nefes alma kapasitelerinin %30’unu kullanarak yaşıyorlar. Buna aslında yaşamak demektense “hayatta kalıyorlar” demek daha doğru olabilir çünkü yaşadığımız hayatın derinliği, aslında nefesimizin derinliği ile birebir orantılı. Nefes ne kadar sığsa hayat da ancak aynı sığlıktaki bir perspektiften algılanabiliyor.

Nefes bizim yaşamla olan en büyük bağlantımız ve nefesimizi ne kadar doğru alarak vücudumuzu oksijenin sonsuz şifasından faydalandırıyorsak, yaşamı da o kadar derin ve özgün bir macera olarak deneyimlemeye kendimize izin veriyoruz demektir. Dolayısıyla doğru nefes alıp vermek, yaşamı tatmin bir şekilde yaşayabilmek açısından son derece önemli.

Aslında doğduğumuzda mükemmel nefesle başlıyoruz hayata. Bebeklikte diyafram kasımızı kullanarak aldığımız güçlü karın nefesi, işletim sistemimize yüklenmiş en önemli program olarak hediye ediliyor hepimize. Sonrasında ise korku temelli kurallar öğretiliyor ve nefesimizi tutmaya başlıyoruz. Tutulan nefes yukarıda birikiyor ve diyafram nefesi yerini kalp nefesine bırakıyor yıllar içinde.

Yani özetle insanlık olarak nefes kapasitemizi %30’lara indirerek kalmamış, bir de üstüne diyafram nefesinden kalp nefesine geçmiş durumdayız. Bu tablo bile içerisinde bulunduğumuz karmaşık durumu açıklamaya fazlasıyla yetiyor aslında. Ve ne yazık ki gençlerimiz, hatta çocuklarımızda bile durum çok farklı değil, iki yaşından itibaren yukarı taşınmaya başlayan nefes, ergenliğin sonlarına doğru hem nitelik hem de nicelik olarak gerçek kapasiteden büyük ölçüde düşmüş oluyor.

Doğru nefes sadece diyafram kasımızla alınarak yapılabilir ve nefes alış verişimiz bizim gücümüze ne kadar sahip çıktığımızı ve onu dünyaya ne ölçüde yansıttığımızı gösteriyor. Vücudumuzun alt kısmı toprağa yakındır ve dünyayla olan bağlantımızın gücünü temsil eder. Diyafram nefesi bunun için çok önemlidir, asıl dünyevi gücümüzü aktive ederek hayatımıza yansıtabilmemize olanak sağlar. Vücudumuzun üst tarafı ise bizim diğer alemlerle olan bağlantımızı temsil eder, buradaki güçlü kalp nefesi ise bunu temsil eder. Kalp nefesi de tabii çok önemlidir ama karın nefesini takiben nefes döngüsündeki yerini almalıdır. Dünyayı anlayarak buradaki görevimizi ve gücümüzü fark etmeden yukarısıyla irtibatta olmak dengesizlik yaratacaktır. Önce dünyevi görevimizi kabul etmeliyiz ki bundan sonra keşfettiğimiz gücümüzü sevgimizle birleştirerek yaşamda istediğimiz adımları kolaylıkla atabilelim.

Peki bebekler doğduklarında mükemmel diyafram (karın) nefesi alırken sonra ne olur da nefesleri bozulur ve yukarı taşınır? Kaynağa bu kadar yakın bu saf varlıkların ritmini bozan nedir? Bugün insanlığın büyük bir kısmı doğru nefes almayı unutmuşken bunun bu kadar küçük yaşlarda başlamasının altında ne gibi sebepler gizli? Güçlerinin en yüksek döneminde neden gençlerimiz bunu destekleyen nefes kalıbını kaybediyorlar?

Nasıl kaybetmesinler ki?

İçine doğdukları sistem ne yazık ki çocuklara güçlerini kullanarak sürüden ayrışabilecekleri bir ortam sunmuyor. Çocuklarımız izleyecekleri neredeyse tüm yolun belli olduğu bir hayata geliyorlar. Ne zaman okula başlayacakları, hangi okula gidecekleri, hangi dersleri öğrenmek zorunda oldukları, yazılacakları piyano veya tenis kursu, arkadaş yapmaları ve yapmamaları gerekenler, lisedeki hedefleri ve hatta edinecekleri meslek bile zaman içerisinde önlerine konuluyor. Kısacası mutlu olmanın formülü başarılı olmakla özdeşleştiriliyor. Tabii onlar da bu sistem içerisinde yaşamda hiçbir seçim hakları olmadıklarına inanıyorlar. Anne babalar her ne kadar iyi niyetli olsalar da çocukları ile ilgili tüm sorumlulukları üzerlerine alıyorlar. Böyle olunca çocuk sorumluluk duygusundan zamanla kopuyor ve sokağa bırakılmış bir aslan ürkekliğinde gücünü bir kenara iterek unutuyor ve teslim oluyor.

O yaştaki çocuk anne babasına karşı koyma gücünü hissetmiyor, nasıl hissetsin ki, koskoca anne-baba figürü karşısında hiç şansı olmadığını düşünüyor. Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyor ama söyleyemiyor, onların yanlış bilemeyeceğini düşünmeye başlarken suçu da kendisinde arıyor. Ve zamanla çocuklarımız derinlerde sahip oldukları büyük güçleri ile yaşamlarını istedikleri yönde değiştirebileceklerinin farkındalığını tamamen unutuyorlar. Mutluluğun tarifi onlara yaşam tarafından sunulan önceden belirlenmiş hedefleri başarmaya bağlı hale geliyor.

Sistem o kadar sinsi hazırlanmış ki, kimse aslında bir oyunun içerisinde yer aldığının farkında da değil. Anne babalar sorulduğunda “biz çocuğumuza her türlü özgürlüğü tanıyoruz” diyorlar. Kastettikleri ise çocuklarına sundukları maddi imkânlar. Daha da kötüsü çocuklar da buna inanıyorlar, sistemi kayıtsız şartsız kabul etmişler, suyu bilmeyen balık misali. Özgür olduğunu sanan köleden iyisi yoktur derler, çünkü ancak o şekilde başkaldırmak akla gelmez.

Çocuklar, gençler de güçlerini kullanmayı unutmuşlar, diyafram kasının suskunluğu da bundan. İkisi arasında tam bir sebep sonuç ilişkisi var, hangisinin önce olduğu önemini yitirmiş.  Diyafram susunca doğal olarak sırt, karın veya göğüs kasları devreye girmiş nefes alırken. Artık nefes doğallıktan çıkmış ve yaşamımızdaki en doğal fizyolojik mekanizmada “çaba göstermeye” ihtiyaç duyulmaya başlanmış demektir. Ve nefesteki çaba yaşama yansır, doğal akıştan çıkılması, gereksiz mücadeleyi gerekli kılar. Diyaframı iptal olan çocuğun hayatı artık bir mücadele döngüsüne girmiştir. Yaşam sadece ileride ulaşılması gereken hedeflerden ve geleceği güvence altında tutmaktan ibaret hale gelir. Değişim imkânsız gözükmeye başlar hayatın sadece “şu anda gerçekleşen” bir olgu olduğu gözden kaçırılarak. Öz ifade unutulur, peşinden gidilmez, duygular düşünceler bastırılmaya başlanır.

Tabii ki geri dönüş ve diyaframı tekrar çalıştırarak gücü geri kazanmak mümkündür ama daha iyisi bu güzel varlıkların güçlerini korumalarına izin vermek değil midir sizce de? Çocuklarımızı özgür yetiştirmenin artık yepyeni ve radikal bir yolunu bulmalı ve gerçek kimliklerinin farkındalığıyla sorumluluklarını hep hissetmelerini, kendi seçimlerini kendilerinin yapmalarına izin vermeliyiz. Eğer gerçekten yeni bir dünya ve yeni bir insan yaratmak istiyorsak atılması gereken ilk adım budur…

Sevgiyle…

 

Adres : Şerafettin Sokak, Terzi Apt. No:19 D:1 Erenköy Telefon : 0216 369 80 64 e-mail : iletisim@oguzakyildiz.com.tr Oğuz Akyıldız / Armut.com Copyright @ 2015 Oğuz Akyıldız