KALP İLE AKLI DENGELEMEK

11 Nisan 2016

Kendinizi huzursuz, rahatsız, gergin ya da kararsız hissettiğiniz bir ana odaklanın. Böyle bir anda çoğumuz korku tabanlı bir stres tarafından ele geçirilmiş gibi hisseder, kendimizi kontrol edebilme gücünün aslında her an bizimle olduğu gerçeğini tamamen göz ardı ederek istemsiz ama karşı konamaz şekilde boşluğa düşme hissine kapılırız. Kısacası kendimizi oldukça kötü hissederiz.

Bunun sebebi bünyemizdeki yönetim ikilemi, başka bir deyişle kalbimizle zihnimizin uyumsuzluğudur.

Şirketlerde ya da ülkelerde olduğu gibi yönetimde birden fazla gücün var olduğu her ortamda gerginliğin olması kaçınılmaz gibidir. Yaşadığımız iher olumsuz durumun da kökeninde benzer şekilde kalp ile zihnin uyumsuzluğu yatar. Tecrübe ettiğimiz her türlü stresin sebebi budur, kalbimizden geçenle, aklımıza “mantıklı” gelen çözümlerin uyuşmuyor, hatta çoğu zaman neredeyse taban tabana zıt yönleri gösteriyor olması! Kalbin cesur çözümü aklımızda karşılık bulamazken, aklın gösterdiği yol ise kalbimizce, o en derinlerdeki yüksek benliğimizce onaylanmaz.

Ülkeler ya da şirketler için muhalefet ya da hiyerarşi gibi bütünü oluşturan katmanların fikirlerinin ortaya konması mutlaka gereklidir. Farklı dinamiklerin bütününden oluşan bir sistemin 360 derece bakış açısına sahip olarak sağlıklı çalışabilmesi için bu durum besleyici ve geliştiricidir. Fakat konu sadece kendi hayatından sorumlu olan tek bir birey iken, bir insan varlığının kendi varoluşu çerçevesinde karar mekanizmasında ikilem yaşıyor olmasının büyük sıkıntılara yol açacağı aşikârdır. Ve hatta bu ikilemi sıklıkla yaşayan kişilerde tecrübe edilen durum, tıpta çoklu kişiliğe atfedilerek akıl hastalığı olarak adlandırılan bazı zihinsel işlev yetersizliği (şizofreni, bipolarite vb.) gibi rahatsızlıkların hafifletilmiş bir sürümünden farksız olabiliyor. Ve sonuç olarak bu kişilerde kronik stres, depresyon ve buna bağlı fiziksel rahatsızlıklar kendini gösteriyor.

Neden zihnimiz ile kalbimiz birçok durumda aynı tarafta değildir? Ya da neden sadece herhangi birinin sesini duyup kararını uygulayacak bir sisteme sahip değiliz? Öyle ya, ya sadece aklın yolundan gitmek ya da sadece kalbi dinlemek mümkün olsaydı, hata da yapsak en azından gerilmeden karar vermiş olurduk. Bu ikilem bize ne fayda sağlıyor, ne öğretiyor? Hayat seçimlerden ibaret olduğuna göre, bir seçim yapmamız gerektiğinde, bu ikisini en verimli ve en doğru şekilde kullanacağımıza nasıl karar vereceğiz?

Bu sorulara mantıklı cevap verebilmek için öncelikle “ben” tarifinin yapılması gerekiyor. “Ben”i “ego”dan ayırmak ve egonun ele geçirdiği yaşam dizginlerini yeniden derin varoluş halimiz olan “ben”e teslim etmek de oldukça önemli. Stratejik seçimlerin içsel rehberliğimize güvenerek alınması gerektiği yeterince açık değil mi? Aklımız ise geri kalan operasyonu en mükemmel şekilde yönetecek şekilde tasarlamakla yükümlü, onun görevi, var olma sebebi bu. Beynimiz bedenimizin bir parçasından öte değil, aynı elimiz gibi. Biz (yüksek benlik) elimizi ne zaman istersek o zaman su bardağına götürerek onu kavrar ve su içeriz, öyle değil mi? Buna elimiz karar vermez, ya da asla bizim istemediğimiz bir anda kendiliğinden bardağı tutarak zorla ağzımıza götürmez. Elimiz tamamen bizim kontrolümüzdedir, bir başka deyişle hizmetimizdedir, sadece işini yapar. Aynı şekilde aklımız da tamamen kontrolümüzde ve hizmetimizde olmalı ve işini yapmalıdır. Elimizle beynimiz arasında bu açıdan hiçbir fark yoktur. Ve aklımızın görevi karar vermek değildir.

Karar “Yüksek Ben=Düşünme Eylemini Gerçekleştiren Varlık” tarafından verilir, beyin ise kararı uygulayıcıdır. Kararı beynimize (aklımıza) bıraktığımıza o sadece bilgisayar mantığıyla çalışır, geçmişi tarar (bilgisayara yüklenmiş algoritmalar misali) ve oradaki en yakın eşleşmeye göre seçim yapar. Beyin tek başına asla yeni bir çözüm üretemez, yaratıcı olamaz, ancak eskiyi kopyalar veya tekrarlar. Oysa bizim karşılaştığımız durum geçmişte hiç yaşamadığımız, dolayısıyla yepyeni bir çözüme ihtiyaç duyduğumuz bir durum olabilir. Evrendeki sonsuz ihtimallerden en uygununu seçme işlemini kalbimize bırakmalı ve sisteme güvenmeliyiz.

Yazının başlığındaki kalp ile zihni dengelemek konusu, aslında önemli bir görev paylaşımına işaret etmektedir. Mükemmel denge ancak o zaman oluşacak, öğrenmemiz (ya da hatırlamamız) gereken dersler hatırlanacaktır. Seçimi kalp yapar, insan varlığını unutulmuş ama gerçek efendisi odur. Kalbin seçimi (kısa vadede yanlış gözükse de) her zaman doğrudur, o ihtiyacımız olanı en doğru şekilde bilir, tekâmül yolunda ancak onun seçimleriyle ilerleyebiliriz. Yeter ki onu net bir şekilde duyabilelim, aklımızın ego/korku tabanlı mantık parazitlerini sağduyuyla farkına vararak filtreleyebilelim. Aklımız kararımızı en mükemmel şekilde uygulayabilmemiz için vardır, bu da “insan olma” görevimiz dahilinde gücümüzü ortaya koymanın en güzel ifadesidir.

Yüzbinlerce yıllık insan evrimi sürecinde orijinal insan ne yazık ki deforme oldu, aklımıza yüklenen büyük önem, bizlere sadece düşünen bir zihinden ibaret olduğumuz algısını derinden aşıladı toplu insanlık bilincine.  “Düşünüyorum öyleyse varım” ile var oluş kanıtımız düşünme kabiliyetimizle sebeplendirildi. Bütün bunların sonucunda ise dünyanın geldiği durum ortada, sadece aklıyla kararlar alarak uygulayan insanlık, güzelim dünya gezegenini bir savaş arenasına çevirerek yok etme aşamasına getirdi bile. Bu döngüden kurtulmanın yolu artık aklın güvenlik arayışından sıyrılarak kalbimize güvenmekten geçiyor.

Sevgiyle…

Telefon : E-mail : iletisim@oguzakyildiz.com.tr Adres : UMAY Bilim Sanat Yaşam Merkezi
Öncü Sokak, Büyükhanlı Konutları B2 Blok
Kat:7, Daire:20-21 Suadiye
Copyright @ 2015 Oğuz Akyıldız